Unikorn Efsanesi

March 8, 2025
Travel-Istanbul

Unikorn Efsanesi

Kurgudur

İlk çağlarda Yunan tanrıları ölümsüz değillerdi ve en fazla 1000 yıl yaşayabiliyorlardı. Tanrıların tanrısı Zeus, ömrünün sonlarına yaklaştığını fark edince, İda Dağı’ndan inip bilgisinden faydalanmak için geçmiş çağların ölümsüz ağaç tanrısı İnka’nın yanına gitti. Kâhin İnka, Bursa’da yaşıyordu. Zeus, ağaç tanrısı İnka’yı bulduğunda, devasa ve heybetli figürü karşısında şaşkına döndü. Ağaç tanrısının ne ağzı vardı ne de dili. Milyonlarca yapraktan oluşan heybeti dışında bir ağaçtan farkı yoktu. Zeus daha önceden edindiği bilgilerden hareketle ona dönerek soruyu sormasının yeterli olduğunu biliyordu. Zeus ona dönerek içinde bulunduğu sıkıntılı durumunu anlattı. Ölümsüz olmak için ne yapmalı diye sordu. Bir anda milyonlarca yaprak titreşmeye başladı, ağacın her bir yaprağı bir insan dili gibi sesler çıkarıyordu aynı şarkıyı ahenkle söyleyen korodaki müzisyenler gibi milyonlarca yapraktan tek bir ses çıkıyordu.
Ölümsüzlüğün tek yolu Altın Boynuzlu Unicorn’un suyunu içmektir. Zeus aldığı bu habere çok sevindi. Teşekkür edip ayrılacakken aklından “Bu bilge ağaca nasıl bir hediye vermeli diye aklından geçiriyordu”. Inka Zeusun aklından geçenleri hissetmişti ona bu iyi niyetinden yardım etmek istedi. Zeus ayrılmak üzereyken İnka arkasından seslendi. “Unikornun derisini hiç bir metal delemez ançak bir çift köpek kemiği deriyi delebilir. Unikorn öldüğünde, etrafa saçılan kanın asit gibi her şeyi yakacağını unutma. Unikorn kanı suya dönüşmeden sakın içme” dedi.

Zeus, İda’ya döndü ve Altın Boynuzlu Unikorn’u zarar görmeden öldürmenin yolunu düşünmeye başladı. Unikorn’u yakalamak zordu; derisi mızrakla delinemezdi ve öldüğünde kanından zarar görmeden kaçınmak çok zordu. Tahtında düşünceli bir şekilde otururken kızı Athena geldi. Zeus, olanları ona anlattı. Önünde yüzyıllarca ömrü olmasına rağmen, ölümsüzlük Athena’nın da ilgisini çekmişti. Athena, babasına bu sorunu çözebileceğini söyledi. Babası bu işi nasıl yapacağını sordu. İhtiras ve güç düşkünü insan krallarına yaptırabilirim diye cevapladı. Zeus bunu yaparsa ona istediği bütün imkanları kullanması için yardım edeceğini söyledi.

Athena, çeşitli hediyelerle Mykene Kralı Menelaos’un yanına gitti. Ona ölümsüzlük suyundan bahsetti ve Altın Boynuzlu Unicorn’u öldürdüğünde suyundan onun da içebileceğini söyledi. Menelaosun ölümsüz olma düşüncesi aklını başından aldı. Yunan tanrılarının her yaptıklarında insanlara zarar veren sinsi planları olduğu gerçeği, ölümsüz olma hayali karşısında sönük kaldı. Ölümsüzlük karşısında bir kaç mücevherin ne kıymeti olurdu. Athenanın getirdiği hediyelerin tamamını askerlerine dağıttı. Bilge tanrı Athena Inkanın iki köpek kemiğinden ne kast ettiğini çözmüştü. Bu iki diş yer altında Hadesin kontrolünde yaşayan Kerberos köpeğinin dişlerinden başkası değildi. Athena Menalausa köpeği nerede bulması gerektiğini anlattı. Ama onu öldürdüğünde orataya çıkacak tehlikeden hiç bahsetmedi. Athena Menelaosu cesaretlendirip hemen yol açıkması gerektiğini telkin etti, nihayetinde Zeusun vakti doluyordu.

Menelaos en seçkin adamlarını topladı. Atlar Unikorn kadar hızlıydılar. Ama Unikornu bulmadan önce Kerberosu bulmak gerekiyordu. Menelaos Oylat Mağarası’na gitti. Askerleriyle mağaranın önünde kamp kurdu. Silah ve askerlerle Hadesin topraklarına girmek akılıca olmazdı. Barışcıl bir sebeple, silahsız geldiğinin bir nişanesi olarak bütün elbiselerini çıkardı mağaraya çıplak girdi. İlbaşlarda aydınlık olan mağara bir süre sonra zifiri karanlığa gömüldü. Zifiri karanlıkta, nereye gittiğini bilmeden, dikitlere takılıp düşerek, kafasını sarkıtlara çarparak ilerledi. Kan revan içinde, bitap düşmüşken bir ateş gördü. Yaklaştığında, büyük taş bir masa ve masanın önünde oturan Hades’i gördü. Hade, kafasından beline kadar uzanan simsiyah saçları, çenesinden göbeğine kadar uzanan simsiyah sakalıyla, ateş gibi yanan gözleriyle Menelaos abakıyordu. Menelaosun korkudan dili tutulmuştu. Hades ona yaklaşmasını söyledi ve Menelaos’un neden geldiğini bildiğini belirtti. Menelous rahatlamıştı. Altın Boynuzlu Unicorn’u öldürmesi için ona yardım edeceğini, ancak kendisinin de ölümsüzlük suyundan içmek istediğini söyledi. Menelaos teklifi kabul etmekten başka çaresi yoktu.

Hades, koluna dolanmış olan zinciri çekti ve yanındaki bir oyuktan üç başlı Kerberos köpeği çıktı. Köpeğin bir ayağı Menelaos un boyu kadardı. Köpek Menelousa ani bir hamle yaptı. Menelaus korkuyla geri çekildi. Hades zinciri çekmeseydi Kerberos Menelousun kafasını bir çırpıda koparacaktı. Hades Menelaos’un Kerberos’u kontrol edebilmesi için köpeği efsunladı ve Kerberos, Menelaos’un emrine girdi. Cinciri Hadesten alıp kendi koluna doladı, hadesin yanından ayrıldı. Menelaos, köpekle geri döndüğünde askerleri korkudan kaçmaya başladılar. Menelaos Köpeğin arkasından mağaradan çıkmasaydı, hepsi sırra kadem basacaktı. Korkudan titreyen askerler Kralı görünce geri döndüler. Menelaos, “Kaybedecek vakit yok!” dedi ve yola çıktılar.

Bir çok unikorn vardı ama boynuzu altın olan tek bir tane idi. Gece gündüz parıl parıl parlardı. Gözünü hırs bürümemiş hiçbir varlık böyle bir canlıya zarar vermek istemezdi. Kıtaların gümüzde oldğundan farklı olduğu zamanlardı. Ne Marmara denizi vardı ne de gümüzdeki Karadeniz. Asya ve Avrupa kıtaları birlerşikti. Altın Boynuzlu Unicorn, bugünkü Karadeniz’in küçük bir göl olduğu yerde görülmüştü. Menalaus akerleriyle oraya hızla ilerlediler. Gölün kenarına geldiklerinde, Unicorn gölden su içiyordu. Boynuzundan altın, bedeninden ise bembeyaz ışıklar saçıyordu. Kerberos çok yavaştı koşarak ona asla yetişemezdi. Bu yüzden önce onu yakalamak gerekiyordu. Onu ürkütürlerse tekrar yakalamak çok zor olacaktı. Menalausun askerleri etrafı sesizce sardılar ve ani bir hamleyle kementler atıp yakalamaya çalıştılar, ancak Unicorn kaçmayı başardı. Uzun bir takip başladı. Altın Boynuzlu Unicorn durmadan kaçıyor, Menelaos’un adamları ise onu hiç durmadan takip ediyordu. Unicorn, bugünkü Haliç’e geldiğinde yorgun düşmüştü. Küçük bir dereye saklanarak dinlenmeye çekildi. İzleri takip eden askerler kementleri bu defa daha tecrübeli kullandılar, onu kıskıvrak yakaladılar. Kaçmaması için ayaklarına kılıçla vurdular, ok attılar, ama derisine hiçbir şey işlemiyordu. Hala çok güçlüydü ve yaklaşanları boynuz darbeleriyle öldürüyordu. Yüzlerce asker, ip ve kementlerle Unikorn’u zorlukla hareketsiz hale getirdiler ama iplerden kutulması an meselesiydi.

Menelaos, Kerberos köpeğiyle yetişti ve hemen köpeği saldı. Köpek, Unicorn’un boynuna dişlerini geçip boyundan bir ısırık kopardı. Unicorn’un boynundan kan fışkırmaya başladı. Kana bulanan kerberos üzerine ateş düşmüş naylon gibi eridi. Unicorn, acı içinde boynunu salladıkça kan etrafa saçıldı. Gırtlağı kopmuş olan Unikornun nefesiyle kan daha da yükseğe çıkıyor, rüzgar kanı kilometrelerce uzağa taşıyor ve kanın bulaştığı her canlı ölüyordu. Menelaos, hatasının farkına çok geç varmıştı. Yüzüne çarpan her damla ok gibi vücudunu deliyor, ölümsüzlük uğruna çıktığı bu macerada bedeni harap oluyordu. Çok geçmeden kanları içinde yere yığılıp öldü. Gözünün en son gördüğü kaçmaya çalışan askerlerinin biçilen ekinler gibi yere yığılışı olmuştu. Unikornun çığlıkları göklerin gazabını çağırdılar. Unikornun kanı akarken kara bulutlar toplanmaya şimşekler çakmaya başladı.

Unicorn’un kanı bir nehre dönüştü, nehir Haliç ve Boğaz’dan geçerek eski Karadeniz havzasına aktı ve çukuru doldurdu. Yer ve gök titremeye başladı nehir gibi yağmur yağıyor yerde depremler oluyordu. Bütün tanrılar olanları hayretle seyretmek üzereydiler. Zeus kanın suya dönüşmesini bakliyordu. Diğer tafartan Canakkale boğazı yarılmış Akdenizden gelen deniz suyu kanın üzerinde bir tabaka oluşturmaya başlamıştı. Su daha fazla yükselirse ona ulaşmak mümkün olmayabilirdi. Sanki bir güç tanrıların suya ulaşmasını engellemek için herşeyi yapıyordu. Unicorn can verdiğinde, kan suya dönüştü. Ölümsüzlük suyu deniz suyunun altında başka bir renkte parlıyordu. Tanrılar, kanın suya dönüştüğünü görünce ida dağıdan suya doğru inmeye başladılar. Fırtınalar her şeyi savuruyordu; yağmur yağıyor, gök gürlüyor, şimşekler çakıyordu. Ölümsüzlük suyu tamamen kaybolmadan alabilmek ancak en güçlü tanrıya nasip olabilirdi, zira diğer tanrılar şimşeklere karşı koyamıyorlardı. Her bir tanrı bir şimşekle başka bir yere savruldu. Zeus elindeki yabasıyla şimşeklerin ona çarpmasını engelledi. Artık bir deniz olan yüzeye geldi. Yabasını bir kılıç gibi tutarak daldı. Deniz suyu katmanını geçerek Ölümsüzlük suyuna daldı. Sudan içince ölümsüzlüğü ruhunda hissetti. Diğer tanrıların su için yapamayacağı şey yoktu. Belindeki kırbayı Ölümsüzlük suyuyla doldurdu. Yabasının kılıç gibi kullanarak. Yukarı çıktı. Bu efsaneyi duyan insanlar, ölümsüzlük suyunu içmek için daldılar ama hiçbir zaman nefesleri ona ulaşmaya yetmedi.

HANIFI YILMAZ

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *